•  
  •  
  •  
  •  

Bugün sıkıntımı kusmaya geldim. Öyle ki tam da şu vakitler Bahreyn'de kanun kaçağı makamına terfi etmiş(!) olabiliriz. Tamam, biraz abarttım ama büyük bir sorunla karşı karşıya kaldık. 10 aydır turist konumunda bulunduğum için sınır dışı edilmeme sebep olacak her durumdan uzak dursam da bir şekilde olaylar gelip bizi buluyor nedense. Evet, Bahreyn'deki ilk ev sahibi ile başımız dertte. Kendisi bizi polise şikayet etmekle tehdit ediyor. Kim bilir, belki de etti; belki de bize dava açmaya hazırlanıyor.

O zaman size hikayeyi en başından anlatayım. BAHREYN'E TAŞINMA VE EV DETAYLARI yazısında Bahreyn'deki ilk evimizi kiralarken benim burada olmadığımdan, her şeyi Uğur'un hallettiğinden bahsetmiştim. Şimdi tekrar o günlere yani Kasım 2017-Ocak 2018 dönemine geri dönelim...

BU YAZILAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

Emlakçı ile tanışma

Uğur, Bahreyn'de ev arayışındayken Muhammed isimli bir emlakçı ile anlaşmış ve onun yönlendirmesi ile birlikte birkaç tane ev gezmiş. O sırada Suudi Arabistan'da otelde kaldığı için en hızlı yoldan evi tutması lazım. Bahreyn'de ne uzun uzun ev gezme şansı ne de detaylı bir emlak piyasası analizi yapacak vakti var. Bu arada, Muhammed'le birlikte ev ararken sürece Khalifa isimli başka bir emlakçı daha dahil olmuş. Uğur, gezdiği 3-5 tane evden Khalifa'nın gösterdiği evi onaylayıp 100 dinar kapora vermiş.

Sonradan öğrendik: Bahreyn'de emlakçı komisyonunu kiracı değil, ev sahibi ödüyor. O yüzden emlakçılarla pazarlık yapma durumunda kalmadığınız gibi hangi emlakçı ile devam ettiğinizin de önemi yok, sizin açınızdan tabii.

Evi gösteren kişi Khalifa olduğu için bizim emlakçımız bundan böyle Khalifa oluyor. Ev sahibi ile imzalanacak sözleşmenin ayarlanması, evin eksiklerinin tamamlanması, her ay kiranın gelip alınması gibi ev ile ilgili her türlü konuda Khalifa ile irtibatta olacağız. (Yeni evimizde de sistem aynı şekilde. Ev sahibi ile muhattap olmuyoruz. Kira yatırma konusu da dahil tek muhattabımız emlakçı.)

Evin kirası aylık 400 dinar; her ayın başında Khalifa gelip kirayı elden alacak. İlk etapta 2 aylık peşin kira bedeli ve 400 dinar depozit istenmiş. Uğur, 100 dinarını kapora olarak önceden verdiği için kalan rakamın tamamını ödemiş ve Inclusive yani her şey dahil olacak şekilde sözleşme hazırlanmış. Elektrik, su, internet, municipality fee (aylık belediye ücreti), apartman görevlisi bedeli vs. evle ilgili bütün ilave giderler kira bedelinin içinde. Fakat enerji tüketimi ile ilgili bazı sınırlar var; elektrik harcaması aylık ortalama 20 dinarı geçmemeli. Yıl sonunda toplam elektrik faturası 12'ye bölünecek, eğer aylık kullanım sınırı aşarsa ilave ödeme yapacağız.

Sonradan öğrendik: Municipality fee, her ev için devlete ödenen vergi gibi bir ücret. Eğer evde oturan kişi Bahreynli ise bu ücret alınmıyor. Fakat ev sahibi, evi bir yabancıya kiralarsa her ay, kiranın %10'u kadar elektrik faturasına ilave yapılıyor. Peki, devlet o evde bir yabancının yaşadığını nasıl öğreniyor? Kiracı, oturma izni (CPR) başvurusunda veya yenilemesinde adres beyanında bulunmak zorunda. Adres beyanı yapıldıktan sonra evdeki elektrik faturasına Municipality fee eklenmeye başlıyor.

Evden ayrılana kadar bu tip detaylardan haberimiz yok elbette. İkinci ev arama sürecinde fark ettik ki işi bilen emlakçılar evi tutma aşamasına geldiğiniz noktada şunu soruyor: Adresi CPR'da kullanacak mısınız? Cevap evetse sözleşmedeki kira bedelini ona göre düzenliyor ki municipality fee'yi daha az ödesinler.

Sıkıntı ne zaman başladı?

Her konuda anlaşma sağlanıp imza aşamasına gelindiği zaman ev sahibi de ortaya çıktı sonunda: Fatima Hanım. Baştan sona Arapça hazırlanan kira sözleşmesini Uğur ve Fatima karşılıklı olarak imzaladıktan sonra Bahreyn'deki ilk evimizi kiralamış olduk. Her şey yolunda, taa ki ben gelene kadar.

Uğur evi otel gibi kullandığı için sıkıntı veya eksikleri pek görememiş doğal olarak. Gördükleriyle de pek uğraşmak istememiş çünkü Khalifa'yla ortak bir gün belirlemek o kadar kolay değil. Anlaşılan o ki biraz işten kaçan bir tip. Balkon kapısı ve birkaç tane pencerenin kilitlenmemesi gibi ufak sorunlarımızı ancak ben geldikten sonra çözüme kavuşturabildik. Çok da üstünde durmadık açıkçası çünkü zaten hırsızlık sorunu yok, kapılar açık kalsa da olur.

Sonradan öğrendik: Ev sahibemiz Fatima, aslında Khalifa'nın karısıymış. Bu kısım çok dedikodu gibi oldu ama adam bize karısının evini kiralamış 🙂 Bizim açımızdan hiçbir sorun yok da kiralama sürecinde bu bilgiyi neden gizlediler, hala anlayamadık.

Fakat bizi asıl sıkıntıya sokan başka bir konu var: Internet. Ev sahibinin aylık sadece 10 GB kotası olan bir internet sağladığını keşke sözleşmeyi imzalamadan önce bilseydik ama maalesef ben geldikten sonra anladık. Bütün gün evde çalıştığım için bu kotayı 2 günde doldururum. E akşam olunca dizi, film derken bize bu internetin yetmesi mümkün değil. Bunun değişmesi şart!

Khalifa ile konuşup derdimizi güzelce anlattık; bize bu internetin kesinlikle yetmeyeceğini, kotayı arttırmamız gerektiğini, aradaki fiyat farkını kiralaya ilave edebileceğimizi ilettik. Khalifa'dan gelen cevap: "Hayır. Bu modemin interneti bu kadar. Daha fazla arttıramayız." Tabii ki bu cevaba ikna olmadığımız için apartmandaki diğer sakinlerin nasıl bir yol bulduklarını araştırdık. 10 GB Internet kime yeter??? Neyse...

Araştırmamız sonucunda (araştırma dediğim de Bangladeşli, İngilizce bilmeyen apartman görevlisine sormak :)) apartmandaki her evde kablolu internet bağlantısının olduğunu, kullanmak için abonelik başlatmak gerektiğini öğrendik. Ama ne yazık ki saatlerce dil dökmemize rağmen Khalifa ve karısını abone olmaya da ikna edemedik. İşin garip kısmı, bu konu onları fazlasıyla panikletti.

Şöyle; abonelik için CPR'a ihtiyaç var ve bizim henüz CPR'ımız yok. Olsa da fark etmez çünkü yapılması gereken ev sahibi adına abonelik başlatılması. Fakat bu konu gündeme geldiği anda sesler yükselmeye başladı ve devreye şimdiye kadar sesi soluğu çıkmayan Fatima girdi. İddia ettiğine göre adına kayıtlı 7 abonelik varmış, daha fazla abonelik alamıyormuş, üst sınır buymuş. "O zaman başka birisinin CPR'ı ile başvuru yapalım." dedik, iyice ayaklandılar. Başka birisinin CPR'ı ile abonelik başlatırsak otomatik olarak elektrik ve su abonelikleri de değişirmiş, o da gelecek faturayı etkilermiş!

Sonradan öğrendik: Bir CPR'a sınırsız abonelik alınabiliyormuş, üst sınır filan yokmuş.

Sonuç olarak bizim mağduriyetimizi bir gram umursamadıkları gibi sunduğumuz her çözüme şiddetle karşı çıktılar. Bize de ev değiştirmekten başka seçenek kalmadı. Yapılan konuşmaların üstüne gelen moral bozukluğu ve sinirle internetten ev arayışına girdik, olmayan internetimizle 🙂

Yeni ev arayışı

Ev baktık bakmasına ama asıl önceliğimizin yurt dışındaki yaşama adapte olmak olduğu bir zamanda, tekrar tekrar taşınmaya vakit harcamak istemediğimiz için internet konusuna kendimizce bir çözüm bulmak daha mantıklı bir seçenekti. Uğur, iş arkadaşının CPR'ını kullanarak kablosuz modem aboneliği başlattı. Türkiye'de henüz varolan bir sistem olmadığı için hepinize tanıdık gelmeyebilir. SIMCard ile çalışan el kadar bir modem, telefonun çektiği yerlerde 4G internet bağlantısı sağlıyor. (Merak edenler wi-fi egg veya portal wi-fi adıyla araştırabilir.)

O dönemlik taşınmaktan vazgeçtik geçmesine de sözleşmemiz bittiği zaman evden ayrılmayı da kafamıza koyduk çünkü ev ilanlarını kontrol ettiğimizde aslında bizim evin kirasının, sağladığı olanakları göz önüne alınca, oldukça yüksek olduğunu fark ettik. Daha merkezi konumda, apartmanda yüzme havuzu ve spor salonu gibi ekstra özellikleri bulunan, eşyaları çok daha iyi durumda olan evler zaten 400 dinar civarıydı. Görünen fiyatlarda muhakkak pazarlık payının da olduğunu hesaba katarsak biz bulunduğumuz eve en fazla 350 dinar vermeliydik. Ama sözleşme imzalandı bir kere, artık değişiklik yapacak halimiz yok. Yaptığımız tek değişiklik şu oldu: Ev sahibinin verdiği internete ihtiyacımız kalmadığı için evdeki modemi iade ettik. Onun için ödenen 10 dinarı kiradan düştük ve ilerleyen aylarda eve 390 dinar ödemeye devam ettik ve bu konu ebediyen kapandı.

Ateşkes dönemi 

Başka hiçbir sıkıntı yaşamadan Temmuz ayına kadar geldik. Bu arada şunu belirteyim; Uğur da ben de kredi kartı veya kira ödeme gibi borçlu olduğumuz durumlarda fazlaca titiz davranırız. Hiçbir şeyi geç ödemediğimiz gibi 2 hafta öncesinden ödeme planımızı hazırlamış oluruz çünkü elimizde ve aklımızda kaldığı sürece üstümüzde bir yük varmış gibi hissediyoruz. Burada da aynı titizliği göstermeye devam ettik. Örneğin, seyahat sebebiyle ayın 1'inde yurt dışında olacaksak kirayı ayın 2'sinde ödemek yerine, bir önceki ayın 25'inde yola çıkmadan öderiz. "O gün evde yokuz, ertesi gün verelim." demeyiz. Böylece hem kafamız rahat olur hem de karşı tarafa bizim aleyhimize hiçbir malzeme vermemiş oluruz.

Bizim bu yaklaşımımız da Khalifa'nın hoşuna gitti elbette ve kısa süre içinde aramızdaki buzları eritti. Benimle her konuştuğunda "İyi misiniz? Bir şeye ihtiyacınız var mı?" sorularını eksik etmez oldu. Haa! "Var." diyince ihtiyacımızı karşılar mıydı? Muhtemelen hayır 🙂 ama en azından pozitif bir diyalog içerisinde olmak bile göçmen statüsünde bulunduğunuz bir ülke için iyiye işaret.

Ne diyordum? Temmuz ayı...Temmuz'da artık bizim CPR başvurusu yapma zamanımız geldi hatta geçti bile. Dökümanları toplama aşamasında yine kankamız Khalifa'ya işimiz düştü çünkü istenen belgeler arasında ev sahibinin CPR fotokopisi de mevcuttu. Bir hafta boyunca düzenli mesaj atmamızın karşılığında en sonunda Fatima geri arayıp CPR'i ne için istediğimizi sordu. CPR başvurusunda kullanacağımızı öğrenince fotokopiyi gönderdi ama bir taraftan da kesinlikle belediyeye gitmememiz gerektiğini tembihleyip durdu. Anlamadık, niye durup dururken belediyeye gidelim ki? Bizim işimiz göçmen ofisiyle. Neyse...Bu konu da halloldu ve kapandı.

Zam kokusu

Bu arada Khalifa, yeni dönemde kiranın 500 dinar olacağını, eğer evde oturmak istiyorsak sözleşme bitiminden 3 ay önce haber vermemiz gerektiğini, ona göre kiracı bulup evi göstermeye başlayacağını söylemeye başladı. Şimdi sırayla bu cümledeki saçmalıkları baştan sona inceleyelim:

Öncelikle zaten hali hazırda vermiş olduğumuz kira bedeli bile çok yüksekken yeni dönemde 500 dinar olması bizim için asla kabul edilebilir değil. Yine de "Piyasa değişmiştir, internetteki ilanlar yalandır veya köpek kabul eden başka ev bulamayız." gibi bütün kötü senaryoları düşünüp bu evde devam edeceğimizi varsaydık ve ev sahibi ve emlakçımızın sene başındaki tutumları bize hiç mi hiç güven vermediği için konuyu biraz araştırmaya karar verdik. Bu sefer Bangladeşli apartman görevlisinin dışına çıktık, merak etmeyin. 🙂 Uğur hem Bahreyn'de yaşayan arkadaşına hem de Suudi Arabistan'daki insan kaynaklarına her şeyi sordu.

Birincisi; ev sahipleri kafasına göre zam yapamazmış, zam oranı en fazla %10 olabiliyormuş. Soruşturmasak bize %25 zammı yedirmeye çalışacaktı yani. İkincisi; sözleşme bitene kadar kesinlikle, hiçbir şekilde evi başkasına gösterme hakkına sahip değilmiş. Sahip olsa da inadına izin vermeyecektim zaten. Ben eğer Türk değil de Suudi olsaydım; başım açık değil de kapalı olsaydı yabancı bir erkeği evime alıp getirebilir miydi veya kendi gelebilir miydi? Asla!! Teklif dahi edemezdi. Bunun adı bizim rahatlığımızdan faydalanmak.

Edindiğimiz bu bilgileri Khalifa'ya ilettiğimizde ne yaptı, peki? Hiç sesini bile çıkartmadan yeni kirayı 450 dinar yapacağını söyledi. Fakat biz bu durumdan son derece irite olduğumuz için kesinlikle ne yapıp edip evden ayrılmayı kafamıza koyduk ve kararımızı da son ayda, yani Ekim ayının başında ilettik. Kesin kararımızı duyan Khalifa iyi bir kiracı olduğumuzu, parayı vaktinde verdimiz için çok memnun olduğunu, kirayı daha da düşürmek karşılığında evde kalmaya devam etmemizi ısrarla teklif etse de bizi kararımızdan vazgeçiremedi. Bizim gözümüzde artık Khalifa ve Fatima, bulduğu her fırsatta bizi kandırmaya çalışan kişilerdi.

Depoziti vermek ya da vermemek, işte bütün mesele bu!

Ve gelelim işlerin çirkinleştiği zamana...Sözleşmenin son günü olan 31 Ekim'de yeni evimize taşınıp, aynı gün anahtarı Khalifa'ya teslim edip depozitimizi geri alacağız; planımız bu şekilde. Khalifa, ilk önce elektrik idaresinden yıllık tüketim bedelini isteyeceğini, onu kontrol ettikten sonra depoziti vereceğini söylüyor. Tamam, hiç sorun değil. Zaten anlaşmamız bu şekilde. Eğer ortalama 20 dinarın üstünde tüketimimiz olduysa depozitten kesilebilir fakat bu yüzden sürecin uzamasının anlamı yok. Çıkacağımız tarih belli, birkaç gün önceden hazırlık yapılsın ki bizim de parayı almamız gecikmesin. Bunları aynen Khalifa'ya iletiyoruz.

Teslim günü akşamı Khalifa elinde elektrik faturasıyla geldi. Uğur'la 45 dakika tartıştılar, detaylara girmeyeceğim ama olay kabaca şöyle: Khalifa, bırakın depoziti geri ödemeyi, bizim çok ciddi bir tüketim yaptığımızı savundu ve üste para istedi. Uğur da faturayı inceleyince aylık tüketimimizin en fazla 8 dinar olduğunu gördü (ve delirdi :)). Faturada fazladan görünen tutarın eskiden kalan bir borç olduğunu anladı ve kesinlikle ilave ödeme yapmayı reddetti. O akşamki uzun tartışmanın ardından bir sonuca varılamadı anlayacağınız.

İki gün sonra beklenen haber geldi! Khalifa, bizim haklı olduğumuzu ve depoziti geri vereceğini söyledi (şükür!) fakat bu sefer de o geri ödeme günü bir türlü gelmedi. Mesajlarımıza cevap vermemeler, telefonlara çıkmamalar...Artık ciddi anlamda sinirlenmeye başladık. Uğur'un Khalifa'ya bizi sürekli kandıran, paramızı çalmaya çalışan birisi olduğunu vs. yazmasına engel olamadık. Konu tatsız bir hal almaya başlıyordu.

En sonunda kavga gürültü, parayı vereceği günü de netleştirdik ama bahsettiği rakam 300 dinar. Oysa depozit miktarı 400 dinar! Yukarıda özellikle yazmıştım, evi onayladığımızda Uğur'un 100 dinar kapora verdiğini. Fakat bu detay sözleşmeye işlenmemiş. Dolayısıyla Khalifa'cık kabul etmiyor 400 dinarı. Gel de delirme!!! Neyse ki Uğur böyle şeyleri hiç riske atmaz. Ödediği kapora için ayrı bir belge almış ve onu saklamış. Khalifa'ya kanıtı gösterince ikna oldu olmasına da bu sefer demez mi "Benim sadece 300 dinarım var, o zaman önümüzdeki hafta vereceğim." diye. Neyse arkadaşlar uzatmamayım...Yine mesajlar, ulaşılamayan telefonlar derken sonunda paramızı aldıııık. Bitti mi? Hayır!

Biz ne ara suçlu olduk?

Aradan birkaç gün geçtikten sonra Khalifa'dan bir mesaj: "Biz elektrik faturasının neden yüksek geldiğini araştırdık. Evde yabancı oturduğu için ilave ücret gelmiş. (Municipality fee'den bahsediyor.) O yüzden onu senin ödemen lazım. Gel konuşalım." Bu noktadan sonra insan gerçekten tüm terbiyesini takınmakta zorlanıyor ama yine elimizden geleni yaptık bence, küfürsüz devam etmeyi başardık 🙂 Khalifa'ya güzelce sözleşmenin her şey dahil yapıldığını ve bu ücretleri ev sahibinin karşılaması gerektiğini izah ettik. Fakat adam tam bir ömür törpüsü! Bizi ev adresini CPR başvurusunda kullanmakla suçladı. Sözde biz, adresi kullanmayacağımızı söylemişiz ama sözümüzde durmamışız. Demezler mi adama " Senin karının CPR fotokopisi olmadan başvuru yapamıyoruz. Nasıl sizden habersiz başvuru yapmış olabiliriz?" diye. Biz daha bunları yazmadan Fatima'dan tahmin ettiğiniz mesaj geldi: "Sizi polise şikayet edeceğiz."

Blöf mü yaptılar yoksa gerçek mi bilmiyoruz ama bu cümle bütün keyfimizi kaçırmaya yetti. Belki gözümüzü korkutmak için yazıldı, belki gerçekten polise şikayete gidildi. Neticede bizim içimize bir kurt düştü. "Keşke Türkiye'de olsaydık." diyecek noktaya gelmesek de şunu düşünmeden edemedik; kendi ülkemizde olsak danışıp fikir alacağımız bir sürü tecrübeli insan olurdu. Zaten neyin yasal neyin yasak olduğunu kendimiz de bilir, ona göre davranırdık. Şimdi bir Ortadoğu ülkesinde haklı olsak bile polis bizi haklı mı bulacak, yoksa yerlisini aşağılamaktan ceza mı kesecek, o bile belli değil.

İçimize sinmediği için olayı birkaç kişiye anlattık. Kim bilir, belki biz bir şeyleri yanlış biliyorduk, adam para istemekte haklıydı...Ama sorduğumuz herkes aynı cevabı verdi: Sözleşmede açık ve net bir şekilde municipality fee'yi ev sahibinin ödemesi gerektiği yazıyor! Yani bizim anladığımız kadarıyla konunun özeti şu: Fatima, ekstra municipality fee vermemek için belediyeye herhangi bir bildirimde bulunmamış. Evde sanki kendileri yaşıyormuş gibi göstermiş. Zaten kira bedeli de elden alınıyor, belediyenin ruhu duymaz. Ne zaman Uğur CPR başvurusu yapıp kira sözleşmesini göçmen ofisine veriyor, o zaman evde bir yabancının kaldığı anlaşılıyor ve elektrik faturasına municipality fee ilave ediliyor. Khalifa ve Fatima da "Bu fatura normalde bu kadar yüksek değil, siz yabancı olduğunuz için yükseldi. Farkı sizin ödemeniz lazım." diye bize geliyor. Biz de kabul etmiyoruz. Olay bu.

Sadede geleyim...Bu konuda hiçbir şey yapmamaya karar verdik. Bahreyn polisinin de pek işlevsel olmadığını duyduk. Şikayet ettiyse veya hakkımızda dava açtıysa "Kararı yetkili birimler versin." dedik. Şimdilik kafamıza takmamaya çalışsak da içten içe oldukça endişeliyiz aslında. Gerçekleşmese bile, birisinin sizi polise şikayet edeceğini söylemesi bile son derece rahatsız edici. Hayatımız boyunca duymadığımız şeyler...Bakalım zaman ne gösterecek.

"Ev Sahibi ile Başımız Dertte!" yazısı hoşunuza gittiyse yurt dışındaki yaşam ile ilgili yazıları okumak için tıklayın.  Diğer yazılardan güncel olarak haberdar olmak için sayfanın altında bulunan formu doldurarak e-posta grubuna abone olabilir veya sosyal medya hesaplarımı takip edebilirsiniz.

2 Responses

  1. Gezenti Anne dedi ki:

    Bu şark kurnazlıkları midemi bulandırıyor artık. İyi ki Bahreyn yaşantımız İngiltere’den önceymiş. Bir ara ilerde Dubai mi filan diyordum ya vazgeçeli epey oldu.

    • kurumsalturist dedi ki:

      Buralardaki en büyük sıkıntılardan birisi de bu. Kural kaide olmayınca herkes kafasına göre borusunu öttürmeye çalışıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir