Bu satırları Suudi Arabistan'ın Basra Körfezi kıyısındaki sahil şehri Dammam'da yazmaya başladım. Sahil kenarı ve AVM dışında gidecek hiçbir yer olmadığı için son 3 saattir bir AVM'nin alt katında bulunan Starbucks'ın "aile bölümü"nde tek başıma oturuyorum. Niye kimse gelip kahve içmiyor? Bir gram fikrim yok. Neredeyse hiçbir yeri gezmeden, kimseyle konuşmadan geçirdiğim 3 günde gördüklerimi hazmetmekle meşgulüm. Blogda çok fazla hikaye anlatma huyum yok ama Suudi Arabistan Gezi Rehberi yazacak halim olmadığı için -hala turist vizesi olmayan bir ülke çünkü- bu seferlik neler gördüğümden bahsedeceğim. Buraya has enteresan bilgilerle birlikte elbette. Başlamadan önce, neden Suudi Arabistan'a gittiğimiz konusunda önbilgi verdiğim "Ne İşimiz Var Suudi Arabistan'da?" yazısını okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz. 

BU YAZILAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

Endişelerim ve Ben

Geçtiğimiz Cumartesi gecesi heyecan ve stresten uyumakta çok zorlandığım, klasik gibi duran ama detaylarını düşününce sıradışı olduğunu bildiğim bir yolculuk öncesi gecesi geçirdim. Pazar günü yepyeni bir ülkeye adım atacaktım çünkü: Suudi Arabistan'a. Kafamda zibilyon tane soru: Kara yolundan girerken sorun yaşar mıyım? Başımı kapatmasam oluyormuş ama ya doğru değilse? Siyah giymem şart mı, bordo elbisemi giysem ne olur? Tek başıma gezebilir miyim ki? Oje sürmeyeyim şimdi, belki sorun olur. Makyaj yapabiliyor muyuz acaba?... Ve daha türlü türlü kimseye soramadığım, sorsam da şu zamanda net bir cevap alamadığım saçma sapan sorular. (Son zamanlarda ahlak polisi nadasa çekildiği için ortam biraz rahatlamaya başlamış ama kimse neyin ne olduğunu bilmiyor. Diyaloglar şöyle: "Tek başıma gezebilir miyim? -Yaanii, yasak ama...Gezersin herhalde.")

Pazar günü sabahın köründe kalkma gerçeğini henüz sindiremesek de şimdilik Pazartesi'ymiş gibi düşünerek idare etmeye çalışıyoruz. Bilmeyenler için yazayım; hem Suudi Arabistan'da hem de Bahreyn'de haftanın ilk çalışma günü Pazar. Sabah 06.00'da uyandığımda Bahreyn'de hava olması gerektiği gibi ışıl ışıl. En sevdiğim özelliklerinden birisi bu sanırım. İzmir'in sabah 8.30'da bile hala aydınlanıp aydınlanmamakta kararsız kalan havasını hiç özlemedim. Neyse... Garanti olsun diye Suudi Arabistan için aldığım siyah uzun elbiseyi giyip, siyah eşarbı da yanıma alıyorum. Ortamı görmeden hemen öyle bordolara filan geçmeyeyim. Risk alabileceğim bir konu değil ki! Cezalar ya kırbaç ya hapis, en azından gidene kadar bizim bildiğimiz bu.

Hoş Bulduk Suudi Arabistan!

Bahreyn ve Suudi Arabistan'ın birbirine köprü ile bağlı olduğunu biliyor musunuz? "King Fahad Causeway" olarak adlandırılan köprünün ortasında iki ülkenin gümrüğü bulunuyor. Bahreyn'deki evimizden çıktıktan yarım saat sonra bu gümrüğe ulaşıyoruz. Bahreyn tarafından çıkış rahat, ne ile karşılaşacağımızı biliyoruz en azından. Peki ya Suudi tarafı? Gözüm hep arabaların içinde, kendime benzeyen kadın arıyorum. Irkçı olduğumu zannetmeyin, yüzü görünen kadınların olup olmadığını merak ediyorum sadece. Arabanın içinde eşarbımı sıkıca tutarak bekliyorum, laf eden olursa başımı örterim hemen. Yabancısı olduğum ülkede asiliğe hiç gerek yok. Zaten gerginliğim tavan yapmış durumda, her tarafta gördüğüm kılıç simgeleri beni ürkütüyor çünkü. Ne gerek var kılıçlara filan! Sanki bu devirde kılıçla savaşan kaldı da...

Gergin bekleyişim pasaport kontrolünden geçerken de devam ediyor. Pasaport memuru yarım yamalak İngilizce ile parmak izi vermemiz gereken yeri tarif ediyor önce. Gerekli işlemleri yaptırdıktan sonra geçişimizi tamamlayacağız. Ben yavaş yavaş pamuk gibi olmaya başladım çünkü muhatap olduğumuz herkes çok sıcakkanlı, hiç öyle kılıçla filan alakaları yok gibi. Kendi aralarında ne anlattıklarını anlamıyorum ama Fatmagül'ün son bölümü hakkında bile konuşuyor olabilirler, öyle bir havaları var. (Bizim uyduruk diziler buralarda pek seviliyormuş ya!) Son olarak, memur pasaportumuzu verirken Türkçe "İyi akşamlar" diyerek suratına kahkahayı patlatmamıza sebep oluyor. "E güzel oldu bu.." diyip Suudi topraklarında ilerlemeye başlıyoruz.

Fakat gümrükten ayrılmadan önce kafamda yine bir soru: Bu kadınların hepsi peçeli. Peki, pasaport kontrolü nasıl oluyor? Uğur hemen kadınlar için ayrılmış pasaport kontrol kulübelerini gösteriyor. Dışarıya tamamen kapalı bir alan içinde kadın memur var. Peçeli kadınların kontrolünü onlar yapıyormuş. Pasaport kontrolünde bile kadının ayrıldığını sindiremeden aslında bu ayrımın her alanda olduğunu ilerleyen iki saat içinde görerek öğreniyorum.

Suudi Arabistan

Kadın - Erkek Ayrımı

Koca bir ülkenin her alanı resmen umumi tuvalet gibi "Kadın / Erkek" diye ikiye ayrılmış. Çiftleri düşünerek "aile bölümü" eklemişler bazı yerlere. Kapalı bir alanda adım attığınız her yere bakarak girmeniz lazım. Market, banka, hastane, eczane, asansör...Aklınıza gelecek her yerde ayrım var. Mesela bankalarda kadınların girdiği bölüm ayrı. Bütün restaurantlarda "bekar bölümü" ve "aile bölümü" diye iki ayrı bölüm var; erkekler bekar bölümüne, kadınlar ve aileler ise aile bölümüne girip oturmak zorunda. Aynı ayrım market kasasında da var, MARKET KASASINDA! Hatta bekar erkeklerin girmesinin yasak olduğu "aile AVM"leri bile varmış.

Benim gelişim Uğur'u fazlasıyla mutlu etti çünkü çok uzun zamandır merak ettiği aile bölümüne adım atabilecek. "Sürekli kahvehaneye gider gibi sadece erkeklerin olduğu ortamlarda bulunmaktan içim şişti!" diyor. Bunları dinlerken bir taraftan tam çöl olamamış coğrafyanın çirkinliğine bakıyorum, bir taraftan da 6 şeritli yollara hayret ediyorum. "Ne saçma değil mi? Şu anda bu yolda araba kullanan herkes erkek." derken, buraya taşınmayı reddedip Bahreyn'i seçtiğimiz için şükrediyorum.

Olmaktan Korktuğum Yerdeyim, Hastanedeyim!

Dammam'a varır varmaz adım attığımız ilk yer devlet hastanesi oldu. Yol üstünde uğradığımız kahveciyi saymıyorum elbette, arabadan bile inmedik çünkü. "Drive thru" hem Bahreyn'de hem de Arabistan'da aşırı yaygın. Arabadan inmeden her türlü fast food yiyecek ve kahve siparişi verebildiğiniz gibi bankamatiklerden de faydalanbiliyorsunuz.

Gelelim hastaneye..."Hastanede ne işiniz var?" diyenler için yazayım; oturma izni almak için buradaki bir hastanede sağlık kontrolünden geçmek gerekiyor. Hastanede geçirdiğimiz 2 saat süre boyunca her detayı şaşkınlıkla takip ediyorum ama bu sayede kafamdaki soruların bir kısmı yavaş yavaş cevaplarını buluyor.

Sanılanın aksine, yabancı kadınlar başı açık gezebiliyor fakat abaya veya önlerini kapatacak uzun bir tunik giymeleri şart. Gitmeden önce bu bilgiyi Gezgin Kıta vermişti, gıyabında tekrar teşekkür ediyorum ama tabii insan gözüyle görene kadar emin olamıyor. Ayrıca yerine göre örtünmek gerekebiliyor. Şöyle örnek vereyim; Türkiye'de kadınların şort giymesi yasak değil ama her yerde giyemiyorlar maalesef.

Hastanede gördüğüm kadın sayısı ise beni fazlasıyla şaşırttı. Ben kadınların çalışmadıklarını düşünüyordum oysa ki. Bankolarda görevli çalışanların hepsi kadın; bir kısmı Arap, bir kısmı Asyalı göçmenler (muhtemelen Filipinliler). Gördüğüm hemşirelerin ise hepsi Asyalı kadınlar. Araplar yüzlerinde peçe ile çalışıyor ama abaya giymiyorlar. Yabancılar ise bizdeki hemşirelerden farksız. Anlayacağınız çarşafın altında çalışmaya debelenen bir kadın figürü yok ortamda.

Gözüme çarpan ilk detay kadınlar için ayrı, erkekler için ayrı oturma bölümü ve hatta işlem odalarının bulunması oldu ama pek sallayan yok gibi. Uğur'la haremlik selamlık oturmayı reddettiğimiz için kadın tarafında yanyana oturduk, kimse de bir şey demedi. Muayenede veya tahlil aşamasında böyle bir ayrım yok ama bazı uygulamalarda farklılıklar hemen göze çarpıyor. Mesela; beni muayene eden erkek doktor sırt dinleme kısmını filan hep kıyafetlerin üzerinden yaptı. Tansiyonum ölçüleceği zaman tam kolumu sıyırıyordum ki hemşire hemen engel oldu ve kıyafetin üstünden ölçüm yaptı. Daha derine işleyen cihazlar kullanıyorlar demek ki 🙂

Hastane deneyimi benim için müthiş bir avantajdı çünkü ilerleyen günlerde anladım ki her telden insan görebileceğim çok az yer var. "Biraz sosyalleşeyim, halka karışayım." demek için tek adres ne yazık ki AVM'ler.

Körfez'in Üstü Kapalı Mahalleleri AVM'ler

Buralarda konutlar dışında, bir mahallede bulunan öğelerin hepsi AVM'lerin içinde; berber, terzi, emlakçı, market, tamirci...Aklınıza gelebilecek bütün dükkanlar AVM'ler içinde toplanmış ve dolayısıyla her taraf AVM dolu. Gerçi adamlar haklı, yazın 50 derecede hayatlarını sürdürebilecekleri bir yaşam alanı inşa etmeleri gerekirdi, bunu başarmışlar. (Ama biz niye bunu örnek alıyoruz, orası belli değil.) Sokakta dolaşan insanlar görmediğiniz için de halkı görebileceğiniz yerlerden birisi oluyor.

İlk günümüzde hızlı bir yemek yemek için en yakındaki AVM'ye attık kendimizi. Deliler gibi fotoğraf çekesim var ama elim makineye gidemiyor çünkü buralarda o iş o kadar kolay değil. Eskiden yasakmış, şimdi de "Kesinlikle bir kadının fotoğrafını çekmeye kalkışmayın." diyorlar. Google Maps'in 3D görüntüsünde kareye giren çarşaflı kadınların buzlanmasından anlamıştım zaten. Erkekleri de çekmeden önce mutlaka kendilerinden izin istemek gerekiyormuş. "Gördüklerim bana kalsın o zaman." diyip insanlara öküz gibi bakmaya devam ediyorum. Kaybedecek vaktimiz yok, namaz saatinden önce yemek siparişi vermeliyiz.

Günde 5 Vakit Telefon Molası

(Başlığa hemen kızmayın, neden böyle yazdığımı yazının devamında anlayacaksınız.) Suudi Arabistan'da namaz vakitlerinde hayat duruyor gibi bir şey. Bütün dükkanlar, restaurantlar, bankalar, devlet daireleri kapanıyor. Eskiden ortalıkta dolaşmak filan da yokmuş, restaurantlar kapanmakla kalmayıp içerideki müşterileri de çıkartıyormuş. Fakat şimdi bu konuda da gevşeme başlamış. Namaz vakti gelince her yer kapanıyor ama dükkan çalışanı veya sahibi namaza gitmeyecekse dükkanın içinde oturup bekleyebiliyor. AVM'lerde her mağaza kapanıyor ama AVM kapanmıyor, herkes içindeki banklarda oturup dükkanların açılmasını bekliyor. Anlayacağınız muazzam saçma bir görüntü var; çalışan dükkanın içinde, müşteri dükkanın önünde boş boş bekliyor.

Birkaç kez namaz vaktinde yemek yemeye kalkıştığımız ve kapıda kaldığımız oldu. İlkinde "Neyse canım, bekleriz yarım saat." dedik ama sık sık tekrarlanması ciddi anlamda sinir bozucu. O nedenle bu vakitleri kontrol etmek ve hemen öncesinde kendimizi restauranta atmak çok kritik bir konu haline geldi. Namaz zamanı kapansa bile içeride oturmaya devam edebiliyoruz en azından. Çıkmak istediğimizde de geri çeviren olmadı çok şükür. Peki, dükkan çalışanları namaza gitmeyip ne yapıyorlar dersiniz? Bildiniz, gördüklerimin hepsi telefonla oynuyordu. Niye namaza gitmediklerini merak edenler için de söylemiş olayım, özellikle yemek sektöründe çalışanların büyük bir kısmı yabancı.

Suudi Arabistan

Hadi Biraz AVM Gezelim!

İlk defa adım attığım bir şehirde, vaktimiz varsa eğer görülmesi gereken tarihi ve doğal güzellikleri de ziyaret etmeye çalışırız. Yapmamız gereken işleri bitirir bitirmez Dammam için de hevesle tripadvisor kontrolü yapıyorum ama o da ne?! "Gezilecek yerler" diye önerilen yerlerin hepsi AVM. Haaa! Bir de deniz doldurularak yapılmış Mercan Adası var, 1 saatte yürüyüp bitirdiğimiz. Yapacak bir şey yok, otele tıkılıp kalacağımıza AVM gezelim bari. Zaten her şey çok ilginç, değişik kıyafetlerde gezen insanları seyretmek bile bana iyi geliyor sonuçta. Namaz vakti bittiyse büyük bir AVM'de tura çıkabiliriz. "Korkma, alışveriş yapmayacağım, sadece bakacağım." diyerek Uğur'u kandırmayı başarıyorum.

İyi ki gelmişiz, hayretler içerisindeyim çünkü. Buradaki mağazaların Türkiye'dekilerden hiçbir farkı yok. Dayanamayıp H&M'e giriyorum, her taraf dekolte kıyafet dolu ve Suudiler bunları seçip alıyor. Birisini durdurup "Çok pardon ama bunu nerede giymeyi düşünüyorsunuz?" diye sorasım var. Kesinlikle küçümsemiyorum, aksine hoşuma gidiyor ama bir taraftan da ülkedeki baskıya daha çok üzülüyorum. O dakikadan sonra röntgenciliğe de başladım, hayırlı olsun! Artık kadınların abayalarının içine ne giydiklerini kontrol ediyorum. tahminlerim doğru çıkıyor; tesettür giyim yok, kot pantolon&T-shirt çok yaygın gibi.

Mağaza tiplerine değinmeden geçemeyeceğim. Abiye mağazalarının çokluğu hemen dikkatimizi çekiyor zaten. Şehirde hergün birisinin kınası var sanırım. İkinciliği ise iç çamaşırı mağazaları almış durumda. Amsterdam'daki sex shopları bilir misiniz? Oradaki kıyafetlerden hallice bir ürün gamı var, vitrinde hemşire kostümleri filan sergileniyor. "Zıtlıklar ülkesi" sıfatını bir ülkeye vereceksem, o kesinlikle Suudi Arabistan olur.

Suudi Arabistan

Bunlar da Gözümden Kaçmadı

* Biz Suudileri hep çok eşli biliriz ki yalan değil ama "Her Suudi erkeğin 3-4 tane karısı vardır." algısı yanlış. Dediklerine göre bunu ancak çok zenginler yapabiliyormuş çünkü her evlilikte çok yüksek rakamlar harcanıyormuş. Gözümüzde canlanan "önde yürüyen Arap, arkada onu takip eden peçeli kadınları ve kızları" sahnesine en fazla 3 kere denk gelmişimdir. Hatta sık sık el ele yürüyen çiftler gördüm ve açıkçası çok hoşuma gitti.

* Yola çıkmadan önce taşıdığım "Oje sürebilir miyim?" endişesi çok yersizmiş. Burada kadınlar modaya çok düşkün ve aşırı bakımlı. Yüzlerini görmesem de ellerindeki ojelerden anlamak zor değil.

* Erkekler kadınlara kesinlikle bakmıyor. Ahlak polisi zamanından kalma bir alışkanlık olduğunu tahmin ediyorum. Eskiden, bir erkek başka bir kadına bakarsa ahlak polisi tarafından anında uyarılıyor, bakmaya devam ederse kırbaçla cezalandırılıyormuş. Elbette o günler geri kalmış durumda.

* Kadınların yanlarında refakatçi bir erkek olmadan dışarıya çıkamaması veya gezememesi gibi bir durum yok. AVM'ler gün içinde kadınlar matinesi gibi. Akşamları sahilde yürüyen kadın sayısı hayli yüksek. Fakat erkek refakatçi her zaman için lider. Katif şehri dışında, yanımda Uğur varken beni sallayan yok. Soruyu ben sorsam da cevabı Uğur'a veriyorlar.

* Çok fazla Suudi ile muhatap olmadık ama tecrübe ettiğim kadarıyla erkekleri aşırı güleryüzlü, yardımcı ve misafirperver, Türkleri çok sevdikleri her hallerinden belli. Tam tersi, kadınlar ise aşırı ciddi ve suratsız, selam bile vermiyorlar, yüzleri kapalı olmasına rağmen gözlerindeki bakışlardan hoşnutsuzluğu anlayabiliyoruz.

Yine Geleceğim

Bir önceki yazıda da bahsettiğim üzere bundan böyle sık sık Suudi Arabistan'a geleceğim, Uğur hafta içi her gün burada zaten. Asla yaşamak istediğim bir yer değil fakat ara sıra gelip farklı bir kültürü deneyimlemek bana cazip geldi. Bu anlattıklarım sadece birkaç gün içinde, sıradan bir şehirde gördüklerim. Eminim ülkenin farklı köşelerinde beni hayrete düşürecek daha pek çok şey saklı.

"Yurt Dışında Yaşam Serisi-2: Aç Kollarını Suudi Arabistan?" yazısı hoşunuza gittiyse yurt dışında yaşam ile ilgili yazıları okumak için tıklayın.  Diğer yazılardan güncel olarak haberdar olmak için sayfanın altında bulunan formu doldurarak e-posta grubuna abone olabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir