•  
  •  
  •  
  •  

Bu biraz içimi dökme yazısı olacak. Hiç kasmadan, tamamen içimden geldiği gibi yazacağım, kusura bakmayın. Belki fark etmişsinizdir; son zamanlarda, dünya üzerinde konuşacak başka hiçbir dert yokmuş gibi, seyahat bloglarını diline dolayan bir kitle türedi çünkü bilgi sahibi olmadan eleştiri yapabilmek, “mizah” adı altında dalga geçebilmek bizim ata sporlarımız. “Kimin ne söylediği hiç mi hiç umurumda değil.” desem de içten içe alınıyorum aslında. Bazen öyle yazılara denk geliyorum ki yazan arkadaş, resmen bloggerları almış itin g.tüne sokmuş(Küfür için çok özür dilerim ama öyle!) “Dostum!” diyorum içimden -çünkü tartışmaya girmeyi hiç sevmem- “Bu seyahat blogları sana ne yaptı?” Gerçekten merak ediyorum bu kin ve düşmanlık nereden esti!

Anlatmaya nereden başlayacağımı bilemedim, söyleyecek o kadar çok şeyim var ki…”Eleştiren grupları ikiye ayırayım.” dedim o yüzden, biraz daha derli toplu anlatabilirim belki o zaman. Efendim…Seyahat bloglarını eleştirmeyi kendine görev edinmiş iki grup var: Blogu veya seyahat temalı Instagram hesabı olmayanlar ve seyahat bloggerları (en akıl almazı da bu bence, neyse…) Burada bir açıklama yapayım; blog yazmadan seyahat temalı instagram hesabı olanları da seyahat blogları kapsamına aldım, ayırmadım. Yazı içindeki “seyahat blogları” diye bahsettiğim, herkesi kapsıyor yani.

Önce blogu olmayan insanların eleştirilerine içimi dökeyim…

“Bu seyahat blogları da mantar gibi türedi!”

Türesin kuzum, nedir sorun? Milletin keyfinin kahyası mısın acaba? Hoşlanmıyorsan takip etme, yazdıklarını okuma. Yetmedi mi? Engelle. Sürekli bunu dile getirmenin alemi nedir? Dijital pazarlama  ve sosyal medya trendlerini yakından takip ettiğine emin misin ki sadece seyahat blogları kafana takılmış? Ufak birkaç tane soru sorayım: Sosyal medya kullanıcılarından kaç tanesinin şahsi hesabı haricinde evcil hayvanına da hesap açtığını biliyor musun? Peki kişisel yoga hesapları, anne tavsiyeleri, diyet yemekleri? Kaç tane koşu grubu ve üyelerine ait hesap olduğunun farkında mısın, mesela? Kampçılar, aaaa “fashion designer”ları unutuyorduk! Bir tek gezenler mi battı gözüne? Diğerleri batıyorsa da batmasın lütfen. Bu işler herkesin kişisel tercihi; kimisi hobi olarak yapar, kimisi para kazanma aracı olarak görür ama bu durum size, işin aslını bilmeden, eleştirme ve dalga geçme hakkı vermez. Beğenmediğinizi takip etmezsiniz, bildiğim kadarıyla zorlayan yok. Bütün bunların hepsinden rahatsız oluyorsanız zaten kapatın interneti. “Bu sistemin kölesi olmayı reddediyorum!” deyip dağ başına yerleşen adamın bile en azından Facebook hesabı var. Dünyanın yeni düzeni bu, siz isteseniz de istemeseniz de…

“Seyahat blogları hep reklam yapıyor.”

İlk kez çok ünlü bir gezginin sitesindeki yazısında denk gelmiştim, “Reklam yapıyorsun diye şikayet edenleri direk engelleyin.” yazmıştı. O zaman okuyunca şaşırdım “Niye böyle bir şey yazma ihtiyacı duymuş ki?! Öyle insanlar mı var?” derken dikkat etmeye başladım. Evet, varmış; hem de sürüyle. Bir kitle var, böyle pusuya yatmış, birisi reklam yapsa da hemen atarlansam diye. (Güncelleme: İlgiyle takip ettiğim bu gezgin kişisi ise Instagram’da verdiği yanlış bilgiye yönelik, hiçbir sataşma içermeden sadece gelecek olanlarda önyargı ve kafa karışıklığı yaratmamak adına yaptığımız yorumların hepsini sildi! Eleştiri bile olmayan, yüzbinlerce insanın okuduğu hatalı bilginin düzeltilmesi için yapılan uyarıdan neden rahatsız olunur ki?! Gerçekle alakası olmayan bilgiyi sponsorlu içeriğe yedirdiği için de reklama tepki gösteren yeni insanlar türedi doğal olarak. Ne diyebilirim ki! Belki bloggerlar da ektiğini biçiyorlardır.)

Geçenlerde fenomen instagrammer bir kadıncağız elinde sadece -ne olduğu bile anlaşılmayan- bir dergiden yakın çekim fotoğraf paylaşıp “Hava da ne güzel!” gibi bir şeyler yazmış. Altındaki yorum: “Ama sizde (-de’yi ayırmayı bilmiyor çünkü) hep reklam, hep reklam. Bıktık artık.” Tebrikler amcacığım! Büyük oyunu bozdun ve Times New Roman reklamını açığa çıkardın!

Sürekli reklam yapan bloggerlardan rahatsızsanız okumazsınız. Yok, siz genel olarak reklam yapma olayına karşıysanız şunu anlayın artık: Blogu herkes hobi olarak yazmak zorunda değil. Bu, bazı insanların tam zamanlı çalıştıkları bir iş ve gelir kaynakları reklamlar. Bilgilerinden faydalandığınız bloggerın sürekliliği, bu reklamlara bağlı.

Diğer bir konu, çakallığınızla reklamı gözünden tanıdığınızı zannediyorsunuz da başka taraftan reklam dünyasının baş aktörü olmaya devam ediyorsunuz; farkında değilsiniz, olamazsınız, zorlamayın. Reklam sektörü artık tamamen dijital dünyaya kaydı ve sabahtan akşama kadar sadece “reklam” olayına kafa patlatan zehir gibi metin yazarları, sanat yönetmenleri var. Size çaktırmadan bir reklamı yedirmek isterlerse alasını yaparlar ki yapıyorlar zaten.

“Beleşe gezmek ve para kazanmak için önüne gelen seyahat blogu açıyor! Sorsan ‘İnsanlarla tecrübelerimi paylaşıp onlara yardımcı olmaktan çok keyif alıyorum’ derler.”

Yaaa, demek ulvi insan tanıma yeteneklerinle herkesin içini gördün ve bizleri, seyahat blogları ve sinsi amaçları hakkında aydınlattın, teşekkürler! Rekabetin tavan yaptığı bir ortamda, seyahat blogunu bedava gezmek amacıyla açan ve bunu başaran varsa; bize, kendilerini ayakta alkışlamak düşer. Demek ki bu arkadaşlarımız çok çalışmış! Evet, çünkü blog yazmak ve bu blogu para kazanabilir bir hale getirmek için çok ama çok çalışmak gerekiyor, sizin küçük dünyanızda hayal ettiğiniz gibi bir şey değil. Bir blog açmanın (yazmanın demiyorum bakın, açmanın) web’den anlamayan bir insan için ne kadar zahmetli bir iş olduğunu, bu işe bulaşan bilir.Peki, bir insanın para kazanmak için değil de gerçekten hobi olarak blog yazdığı hiç aklınıza geldi mi veya başka sebeplerin olabileceği?

Haydi biraz kendimden bahsedip duygu sömürüsü yapayım 🙂

2016 Mayıs ayında eşimle bir karar alıp İstanbul’dan İzmir’e taşındık. Ben işi bırakmak zorunda kaldım doğal olarak. Fakat bu temelli bir bırakma planı değildi, İzmir’de iş bulacağımı ümit ettim, bulamadım. İşsiz kaldım yani, hala da öyleyim. İşsizlik psikolojisinin ne demek olduğunu yaşamayan anlayamaz. Hayatımın hiçbir döneminde kendimi bu kadar vasıfsız ve işe yaramaz hissetmemiştim. Her gün, sabahtan akşama kadar “Nerede hata yaptım? Neden böyle oldu?” diye sorguladığım, “Şu dünyada kimseye bir faydam yok ulan, hale bak!” diye sık sık ağladığım bir sürece girdim. Bu süreçte hem bir şeyler üretmek hem de kafamın dağılması için çeşitli işlere giriştim; örgü oyuncak yapıp sattım, tercüme yaptım ve zaten daha önceden var olan seyahat blogumu harekete geçirmeye başladım.

Senede 2 makale girdiğim, Google’dan toplamda 12 tık almayı başaran, kendi kendime yazdığım bir blogum vardı. Boş vakitten faydalanarak eski gezi notlarımı temize çektim, blogun altyapısını sıfırdan kurdum, İnstagram hesabı açtım, SEO öğrendim… derken, benim uyduruk blog 6 ayda Google’da tanınır bir hale geldi. Muazzam bir başarı hikayesi gibi anlattım 🙂 Değil tabii ama bana o kadar iyi geldi ki! Her gün Uğur’a “Oooo bak bugün kaç tık almış!” dedikçe kendimi faydalı bir şeyler yapıyormuşum gibi hissettim. Hele arada soru sormak veya yazıyı çok beğendiğini belli etmek amacıyla mesaj atanlar var ki “Oley! İşsizim ama takdir ediliyorum. Ne güzel bir gün!” diye dolaşmama sebep oluyor. Yani diyeceğim o ki ben “Ayy kurumsal hayat baydı, ben bundan sonra seyahat bloggerı olacağım!” filan demedim. Benim için ilk başlarda hayata tutunacağım bir dal oldu sadece. Şimdi ise yazı yazmak alışkanlığım haline geldi, belki ileride tam zamanlı işim olur, neden olmasın? Bunun için kimsenin onayına ve iznine ihtiyacım yok, hiçbir seyahat bloggerının olmadığı gibi!

Seyahat bloggerlarını eleştiren seyahat bloggerları

Bu da yeni moda çünkü. Başlıyorum 🙂 İlginç bir şekilde bu grupta da var “Öf! Her gün yeni bir seyahat blogu açılıyor.” diye sitem edenler. Çünkü seyahat bloggerları ikiye ayrılır; bu fenomen arkadaşlar gibi annesinin karnından blogger olarak doğanlar ve yeni türeyen pislikler (Ögh!). Bu durum niçin rahatsız ediyor gerçekten anlamıyorum ama beni neden rahatsız etmediğini açıklayabilirim sanırım. Kendi tecrübesini düzgün bir dille anlatan her blogtan faydalanıyorum da ondan. Yarın Londra’ya gidecek olsam, ünlü bir bloggerın 5 sene önceki notları, inanın hiç işime yaramıyor çünkü güncel değil. Ulaşabilirsem gidip gezginabajur‘un notlarını okuyorum. (İsmi kafadan attım. Öyle biri varsa da üzerine alınmasın) Bu bir.

İkincisi…Yahu “Seyahat etmekten daha güzel bir şey yok!” demiyor muyuz? İnsanlar seyahat anılarını paylaşıyorlar işte, ne güzel! Herkes yazsın, anlatsın, niçin köstek oluyorsunuz? Ayrıca, her bilgiyi sadece sizin sağlamış olduğunuza nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Anlatmayı beceren, doğru kitleye hitap eden zaten başarılı olur, yürür gider. Beceremeyen hobi olarak yazmaya devam eder.

“Üç ülke gören de kendini gezgin ilan ediyor”

Eeee? Etsin, nedir sorun? Seni tahtından mı edecek? 200’den fazla ülke gezen Orhan Kural sana dönüp “Aman 40 ülke gezen de kendini gezginden sayıyor.” diyor mu? Bu işin sonu yok ki…Yurt dışına adım atmayıp Türkiye’yi karış karış gezeni, Güney Amerika’da 2 senede 3 ülke gezeni senin ülke sayısı takıntın yüzünden çöpe mi atalım? Sizin bu aşağılamanız yüzünden ülke sayma modası çıkmış olabilir mi acaba? Ona da karşı değilim, bu arada. Ben yazmıyorum ama yazan yazsın, kime ne! Hiç mi merak edip bakmadınız yahu “Kaç ülkeye adım atmışım” diye 🙂

“Hiç yaratıcı değiller, bütün seyahat blogları birbirinin aynısı.”

Evet, doğru. Hepimiz Pisa Kulesi’ni ittirmeye çalışırken fotoğraf çektiriyoruz. Ben bunda da bir sorun göremiyorum. Oraya zaten bunun için gitmiyor muyuz? Keyif almak için yaptığımız bir aktivitede neden yaratıcı olmak gibi bir zorunluluğumuz var? Arada klişelere imza atıyorum, çok da mutlu oluyorum. Hiç çekinmeden yapanı da destekliyorum. Dalga geçmek kimin haddine düşmüş!

Yazı konusuna gelirsek…Kendi tecrübesini aktaran birisinin başkasıyla aynı şeyleri yazmış olma ihtimali yok. “Bilmem nere Gezi Rehberi” diye attığımız standart başlıkların SEO kaygısından ileri geldiğini siz de çok iyi biliyorsunuz. Herkesin dili kullanımı ve üslubu farklı ve buna göre kendine bir kitle ediniyor. Sen, argo kelimeler kullanarak yazan gezgintroleybüs‘ü “samimi” bulup yazılarını keyifle okuyabilirsin ama bu durum başkasını irite ediyor olabilir. Şimdi gezgintroleybüs blog dünyasının en kapsamlı Paris yazısını yazdı diye başkası yazmasın mı? “Amaaan, herkes aynı şeyleri yazıyor!”, değil mi?

“Bunlar çakma gezgin!”

Ve en sevdiğim kısım…Karşılıklı olarak verilen “çakma gezgin” sıfatı. Sırt çantasıyla gezen, lüks seyahat sevene laf ediyor. 6 ay Asya turuna çıkan, Avrupa’da 15 gün Interrail yapanı küçümsüyor. Bir başkası çıkıp “Onların aslında parası var, parasız taklidi yapıyor.” demiş dünya turuna çıkanlara. Birisi, çift olarak gezenlerle bozmuş kafayı; ötekisi, “Tek başına geziyor gibi yapıyor, aslında sevgilisi var” filan diyor. Aman Allah’ım!! N’oluyoruz yahu?! Size ne! Kim nasıl gezerse gezsin. Siz misiniz insanların seyahat tercihi ve sosyal medya kullanımı konusundaki yetkili merci? Sevmediğini -yine söylüyorum- takip etmezsin. Bu şekilde konuşarak neden kitleleri küstürüyorsunuz? (Var mı öyle küsen bir kitle bilmiyorum. Benden başka küsen olmayabilir, bir gazla yazdım.) Bunlar sadece, Google’da karşıma çıkan makalelerde yazılanlar veya Facebook gruplarında gördüğüm yorumlar, bu arada. Bu tip söylemlerde bulunan hiçbir hesabı takip etmiyorum, etsem daha neler çıkar kim bilir! Şimdi ben de böyle herkese gelişi güzel yardırınca aynı şeyi yapmış gibi oldum sanırım. Ama çok dolmuşum, tutamadım kendimi.

Velhasılıkelam, etliye sütlüye karışmadan tatlı tatlı yazan bloggerların hepsini çok seviyorum; yenileri de seviyorum, eskileri de seviyorum. Ayrıca, hem tam zamanlı bir işte çalışıp hem de blog yazabilen insanların önünde saygıyla eğiliyorum. Lütfen, sizin de insanların emek harcayıp yaptığı işe biraz saygınız olsun. “Kimse eleştiri yapmasın.” demiyorum, elbette iyi olmayan konular söylensin. Benim rahatsız olduğum konu, bunun dile getirilme yöntemi. Bu yazım da usulüyle eleştirenlere değil, “eleştiri” adı altında küçümseyenlere ve nefret kusanlara. Yoksa kendimi geliştirmek için kullandığım eleştiri makalelerine de denk geldim, Sezar’ın hakkı Sezar’a.

Buraya kadar okuduysanız sabrınız ve ilginiz için çok teşekkür ederim. Yazdım, rahatladım!

29 Responses

  1. Numan Koçak dedi ki:

    büyük bir keyifle takip ediyorum…

  2. Dilek Özdemir dedi ki:

    Ağzınıza sağlık diyorum. Bir yazının yazılabilmesi için nasıl bir emek sarfediliyor, ne kadar zaman alıyor, bunu ancak yazanlar anlar. Ben her seyahatimden önce bazı blogların yazılarına muhakkak bakarım ki, en az sorunla, en fazla keyifle gezebileyim diye. Hazır birileri yazmış, sana hap gibi bilgileri de vermiş, daha ne istiyorsun, belanı mı demek geliyor içimden. Sadece oku, istemiyorsan da okuma ve takip etme kardeşim. Tekrar teşekkürler…

  3. dunyayigezerken dedi ki:

    Merhaba, iki yazınızı okudum. Özellikle “Bu Seyahat Blogları Size Ne Yaptı Kuzum?” yazınız mı desem haklı açıklamanız mı desem bize oldukça iyi geldi. 😀 Açıkçası eşim bak bir oku der demez baktım. Gerçekten değişik ve güzel bir blog, elinize sağlık 🙂

  4. Haftalardır hatta aylardır kafamın içinde biriken ama bir türlü hepsini bir araya getirip yazamadığım şeyleri okudum şu yazıda. Helal diyorum çünkü büyük bir yükten kurtuldum. Kafam rahatladı. Emeğine sağlık güzel yazı.

  5. Gurmex dedi ki:

    Mükemmel bir yazı olmuş kaleminize ve yüreğinize sağlık 👌👍👏👏

  6. Fatma Olcucu dedi ki:

    Benim tek hoslanmadigim kisim daha blog bile acmadan “kac para kazaniyorsun” diye soranlar oluyor. Cunku blog yazmayi beles para olarak goren bu tipler sonra binbir emekle yazdigimiz yazilarimizi caliyorlar. Ben tam zamanli bir calisanim (ustelik yabanci ulkede) ve sadece sevdigim icin gece gunduz o yorgunlukla yazi yaziyorum, arastirma yapiyorum. Sonra bir bakiyorum benim yaziyi kendi cumleleriyle ‘ozetleyen’ bir suru blog. Emek veremeyen yapmasin, onun disinda dediginiz gibi herkes istedigini yapmakta serbest. Sevgiler

    • kurumsalturist dedi ki:

      Çok haklısınız. Değindiğim konular itibariyle bu yazı ‘Yeni bloggerlara dokunmayın!’ yazısı gibi görünse de yaptıkları iş, içerik hırsızlığı boyutuna vardığında kimseyi savunmaya kalkışmam. Teşekkürler değerli fikriniz için 🙂

  7. Özlem Demir dedi ki:

    Pisa kulesi kısmında kahkaha attım. Çok tatlış ve içten bir yazı olmuş.

  8. müjdat dedi ki:

    İyi ki Türkiye ‘ de gezginler var, iyi ki gezdiklerini gördüklerini bizimle paylaşan , saatlerce bilgisayar başında oturup üşenmeden seyahat yazıları yazanlar var. Ve daha da ümit veren tarafı gezginlerin ekseriyetinin kadın olması. Ülkenin ve kültürün yükselmesi için gösterilen bu çaba her nedense takdirle değil de küfürle hakaretle değerlendirilir oldu. Ancak iki kelimeyi yan yana getirip konuşmasını ve yazmasını beceremeyen, altı yaşından altmış yaşa kadar her yaş grubundan insan barındıran cahil ve utanmaz bu kitle sadece gezginlerin değil bir şeylerin mücadelesini veren sanat , bilim, spor, siyaset insanlarının tümünün başının belası oldu. Motivasyonunuzu kaybetmeden seyahatlerinize ve yazılarınıza devam etmenizi dilerim. iyi ki varsınız.

  9. Cenk Öztürk dedi ki:

    Çok çetrefilli bir konu bence

    • kurumsalturist dedi ki:

      Neden böyle düşündüğünüzü merak ettim 🙂

      • Cenk Öztürk dedi ki:

        Benim bazı tespitlerim var;

        1- Gezi blogu olan bu işi gerçekten bir iş olarak yapan bir kesim var. Bu kişilere saygım sonsuz çünkü hakkını veriyorlar.
        2- Gezi blogu olan gezmekten zevk alan kiminin maddi kaygısı olmayan ve gerçekten çok güzel işler çıkaran blogger arkadaşlar var. Gezmeyi ve yazmayı seven arkadaşlar. Bu blogger arkadaşlar da kendi içlerinde farklı kategorilere ayrılıyor gezi amaçlarına göre ama başka bir mesele bu.
        3- Birde üstteki arkadaşların dışında bu işi ufakta olsa biraz para kazanma kapısı olarak gören arkadaşlar var. Sırf blog sitesinin bazı gelirleri olması için oradan buradan topladığı bilgiler ile bir şeyler ortaya çıkaranlar ve bu işin hakkını veren blog yazarlarımıza laf atan tipler var. Bu laf atmalarının da başka nedenleri var aslında buda başka bir mesele.

        İşte bu yüzden biraz çetrefilli bir olayı anlatmak istedim 🙂

  10. Sevil Mert dedi ki:

    Yazını çok keyifle okudum, benim de bir türlü cevabını bulamadığım soruyu sormuşsun “beğenmiyorsan, neden takip ediyorsun” 🙂 Bunların altında genel bir hazımsızlık durumu var diye düşünüyorum, seyahat bloggerlarına sataşan bloggerlar da dahil. Bundan yıllar önce bir arkadaşım 3 ülkeye gittim ama blog açmak istiyorum, ne dersin diye sormuştu. Ben de ülke sayısının ne önemi var deneyimlerini paylaşmak istiyorsan aç blogunu demiştim. Şimdi o arkadaşım Türkiye’de blogdan geçimini sağlayan nadir kişilerden biri. işini (blog yazma da bir iş nihayetinde) hakkıyla yapıyorsan gerisi boş.

    Sevgiler

    • kurumsalturist dedi ki:

      100 kişinin gidip anlattığı bir yerden 101. kişi bambaşka tecrübelerle dönebiliyor. Uzun zamandır bildiğim ve zaman zaman yazılarından faydalandığım bir ismin de benzer düşüncede olduğunu duymak beni çok mutlu etti, yorumunuz için çok teşekkür ederim 🙂

  11. Caglar Erözgen dedi ki:

    Güzel yazı olmuş, hatta bir “daha neler söylerdim ama hadi kendimi tutayım” durumu bile sezinledim. Ama ülkedeki insan malzemesi bu, yapacak bir şey yok maalesef. Muhtemelen tüm özgün konularla ilgili yazanlar hakkında benzer şeyler söyleniyordur ama “seyahat” şu anda yükselen trend ya… “Seyahat bloggerlarını eleştiren seyahat bloggerları” kısmı kaçınılmaz, yadsınamaz ve dahi parmağım gözüne şeklinde doğru. Onu da yukarıda dediğim “ülkedeki insan malzemesi”nin alt başlığı gibi algılamalı. Ama o eleştirenler genelde kendileri dışında her şeyi eleştiriyorlar, öyle değil mi? Ki hep derim seyahat etmek insana çok fazla şey katabilir ama yola çıkmadan önce hıyarsan döndüğünde hala hıyarsındır:) Pardon argo oldu, affınıza sığınıyorum… Ve çoğunu okurken içimden “Nedir kardeşim bu beyaz yakalıların sizden çektiği, istemeyen seyahat falan etmez” diye haykırmak geliyor:) Dediğim gibi güzel yazı, ellerinize sağlık. Dilerim bir gün insanlar blog denilen şeyin kişisel olduğunun, ve okumak istemediklerinde sayfayı tek bir “tık” ile kapatabileceklerinin farkına varırlar:)

    • kurumsalturist dedi ki:

      Çok teşekkür ediyorum. Haklısınız, gün geçtikçe bu konuda söyleyeceklerim katlanarak artıyor. Burasının tamamen kişisel bir platform olduğunu anlatmak çok güç. O yüzden gözümü kapattım, kulağımı tıkadım, gönlüme göre hareket ediyorum. Arada sizin gibi düşünen insanlar karşıma çıkıyor, mutlu oluyorum. En güzel taraflarından birisi bu bence.

  12. Güzel ve içten yorumunuz için çok teşekkür ederiz.

  13. Senelerdir gezen ama blog işine yeni yeni adım atmış biri olarak şu yazının önünde düğmelerimi ilikledim, saygıyla eğildim. Kimse gerçekten bu işi birilerine bir faydam olsun diye yazan birileri olabileceğine inanmıyor. Ha bir de, en önemli kısım eksik bence yazıda; gezginleri “Bu değirmenin suyu nereden geliyor, işiniz gücünüz yok mu?” diye paylayan kesimden bahsetmemişsiniz😅 Emeğinize sağlık, kocaman sevgiler❣️

    • kurumsalturist dedi ki:

      Çok haklısınız. En önemli kısmı unutmuşum gerçekten 🙂 Bir ara güncelleyip yeni maddeleri ekleyeyim. Güzel ve içten yorumunuz için çok teşekkürler…

  14. omercem tuna dedi ki:

    hakikaten ama gezilerden bitmeyen aciklamalardan cok cok faydali !! seyahat ürünlerinden, keyfe keder işler yapip parayı kırmak istiyorum demek yerine nasa mühendisi edasiyla usenmeyip hala milleti paylamanizdan gına geldi.

  15. Burcu dedi ki:

    Valla çok güldüm! Ağzınıza sağlık. Benim farkettiğim şey şu bu garip arkadaşlarda, genel olarak kendisi bizlerin yaptıklarını yapamayan ya da yapıyor olsa bile ilgi çekme amacı gütmeden olabildiğine eğlenen insanlardan olamadığı için sinirlenen insanlar. Yaptığım betimleme biraz garip (ve uzun) oldu ama siz anlarsınız ne demek istediğimi. 🙂
    Güney Afrika yazılarını sabırsızlıkla bekliyorum!
    Şimdiden iyi yolculuklar ve sevgiler. (:

    • kubrakaratatar dedi ki:

      Eğer altında yatan sebep dediğiniz gibiyse kendileri için üzülmekten başka bir şey gelmez elimden. Beğenmenize çok sevindim. Güzel dilekleriniz için çok teşekkürler 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir